Türkçe konuşan biri İngilizcede tam olarak nerede takılır? Artikellerde, kelime sırasında, tek kelimeye sığdırılamayan eklerde ve alfabede olmayan seslerde. Hepsini sırayla ele alıyoruz.
Bir kelimenin İngilizce karşılığını aradığınızda genellikle tek bir sözcük bulur, not eder ve yolunuza devam edersiniz. Üç için three, uzay için space. Fakat Türkçe konuşan biri için asıl zorluk sözcüklerin kendisinde değildir. Zorluk, o sözcüklerin cümle içinde nasıl dizildiğinde ve tek bir Türkçe kelimenin kaç İngilizce kelimeye dağıldığındadır.
Türkçe eklemeli bir dildir. Evlerimizden tek bir kelimedir; içinde ev, çokluk, iyelik ve ayrılma hâli hep birlikte durur. İngilizce aynı anlamı from our houses diye dört ayrı kelimeyle, üstelik değiştirilmesi mümkün olmayan bir sırayla kurar. Bu fark tek başına, Türk öğrencilerin neden okuduğunu rahatça anlayıp konuşurken tıkandığını açıklar. Anlarken parçaları birleştirirsiniz; konuşurken aynı parçaları doğru sırayla dağıtmak zorundasınız ve bunu cümleye başlamadan önce planlamanız gerekir.
İkinci köklü alışkanlık ünlü uyumudur. Türkçede ek, gövdenin ünlüsüne uyar: kitaplar ama evler, okulda ama köyde. Kulağınız bu uyumu yıllardır düşünmeden yapıyor. İngilizcede ekler gövdeye uymaz, çünkü uyum diye bir mekanizma yoktur. Book ve house çoğul olurken yazıda aynı harfi alır, söylenişleri ise farklıdır: books ve houses. Ekler bu yüzden keyfî görünür; keyfî değildir, sadece uyacakları bir kural yoktur.
Üçüncüsü kelime sırasıdır. Türkçe özne, nesne, yüklem sırasını kullanır; İngilizce özne, yüklem, nesne. Ben kitabı okudum cümlesi İngilizcede I read the book olur ve fiil ortaya taşınır. Kısa cümlelerde bu kolay görünür. Cümle uzayıp içine zaman, yer ve yan cümle girdiğinde fiili doğru yerde tutmak, Türkçe düşünen bir zihin için gerçekten yorucudur.
Dördüncüsü, Türkçede hiç bulunmayan iki şeydir: dilbilgisel cinsiyet ve artikel. Türkçede o tek başına hem he hem she hem it yerine geçer; bu yüzden İngilizce konuşurken cinsiyeti karıştırmak dikkatsizlik değil, doğrudan ana dilin etkisidir. Artikeller daha da zordur, çünkü Türkçede karşılıkları yoktur. A, an ve the için içinizde hazır bir sezgi bulunmaz.
Beşincisi yazımdır. Türkçe neredeyse kusursuz biçimde sesçildir: yazdığınızı okur, okuduğunuzu yazarsınız. İngilizcede bu güven ilk günden kırılır. Aşağıdaki üç konu, Türkçe konuşan öğrencilerin en çok zaman kaybettiği yerlerdir:
Herhangi bir cümleye tıklayarak çevirisini, dil bilgisi açıklamasını ve örnek cümleleri gör.
Tüm sayfa çevirisini aç ve Türkçe ile İngilizce metinleri yan yana oku.
Telaffuzunu ve okuma hızını geliştirmek için hikayeyi kelime kelime vurgulamayla sesli dinle.
Türkçede Avrupa dillerinden geçmiş yüzlerce kelime var ve bu ilk bakışta büyük bir avantaj gibi görünür. Çoğu zaman öyledir de. Ama bu kelimelerin bir bölümü Türkçeye yerleşirken anlamını daralttı, genişletti ya da tamamen değiştirdi. Sonuç şu olur: en emin olduğunuz kelimelerde hata yaparsınız, çünkü kontrol etme ihtiyacı bile duymazsınız.
En bilineni smokin. İngilizcede smoking sigara içmek demektir, bir giysi değil. Düğünde giydiğiniz şey a tuxedo, İngiliz kullanımında ise a dinner jacket olur. Doğru cümle şudur: He wore a tuxedo to the wedding. Aynı tuzağı kuran birkaç kelime daha var:
İkinci grup, kelimenin anlamı doğru olduğu hâlde kullanım alanının farklı olduğu durumlardır. Jimnastik yapmak Türkçede sabah esnemesinden spor salonundaki antrenmana kadar her şeyi kapsar; İngilizcede gymnastics yalnızca olimpiyat sporudur. Kastettiğiniz şey büyük ihtimalle I exercise every morning ya da I do some stretches every morning. Aynı şekilde kondisyonum düştü için My condition dropped denmez; doğrusu I am out of shape.
İş hayatında sık duyulan realize etmek de yanıltıcıdır. İngilizcede to realize fark etmek, farkına varmak demektir. Bir projeyi hayata geçirdiğinizi anlatmak için We carried out the project ya da We implemented the project denir. We realized the project cümlesi, projenin varlığını o an fark ettiğinizi ima eder ve toplantıda kimsenin beklemediği bir anlam çıkar.
Son grup, Türkçeye çoğunlukla Fransızca yoluyla girmiş ve İngilizcede daha kısa bir karşılığı olan kelimelerdir: otobüs için bus, otogar için a bus station, egoist için selfish, okul servisi için a school bus ya da a shuttle. Kural basit: alıntı bir kelimeyi İngilizce cümlede kullanmadan önce, o kelimeyi Türkçede hangi anlamda öğrendiğinizi bir kez daha düşünün. Size en tanıdık gelen kelime, çoğu zaman sizi en çok yanıltan kelimedir.
Türkçenin en rahat özelliği yazımıdır: harf ile ses arasında neredeyse birebir bir ilişki vardır. Bir kelimeyi görürsünüz ve nasıl okunacağını bilirsiniz. İngilizcede bu güven ilk hafta kırılır. Through, though, tough ve thought kelimelerinin dördü de aynı harf grubunu taşır ve dördü de farklı okunur. Bu yüzden İngilizcede kelime öğrenmek, kelimeyi ve sesini birlikte öğrenmek demektir. Yazılışa güvenmek burada işe yaramaz.
Türkçede bulunmayan iki ses, aksanın en belirgin parçasıdır. Birincisi think, three ve mouth kelimelerindeki sestir; ikincisi this, brother ve weather kelimelerindeki tonlu karşılığıdır. Türkçe konuşan biri bunları refleks olarak t, d, s ya da z ile değiştirir ve o anda three ile tree, thin ile tin aynı kelimeye dönüşür. Çözüm mekaniktir: dilin ucunu üst dişlerin arkasına değil, dişlerin arasına koyup havayı dışarı verin. Sesin tuhaf hissettirmesi normaldir, çünkü Türkçede o pozisyonu hiç kullanmadınız.
İkinci eksik ses w. Türk alfabesinde yoktur, bu yüzden water kolayca vater olur ve west ile vest, wine ile vine ayırt edilemez hâle gelir. Farkı yaratan şey dişlerdir: v sesinde üst dişler alt dudağa değer, w sesinde hiçbir temas yoktur, dudaklar yalnızca öne doğru yuvarlanır. Aynanın karşısında dişlerinize bakarak çalışmak bu sesi birkaç günde yerine oturtur.
Üçüncü konu kelime başındaki ünsüz yığınlarıdır. Türkçe iki ünsüzle başlayan heceye izin vermez, bu yüzden araya kendiliğinden bir ünlü girer. Train tıreyn olur, station istasyon olur, sport sıpor olur, school ıskul olur. Bunun kanıtı zaten dilimizde duruyor: istasyon, iskele ve kulüp gibi kelimeler, yabancı dildeki ünsüz yığınını Türkçenin hece yapısına uydurmak için o ünlüyü almış. Alıştırma şudur: s sesini uzatın ve araya hiç ünlü koymadan doğrudan sonraki ünsüze kayın. Street ve stress ile başlayın, çünkü en zorları onlar.
Son ve en çok göz ardı edilen fark vurgudur. Türkçede vurgu büyük ölçüde son hecededir ve tahmin edilebilir. İngilizcede ise vurgu gezer ve gezerken kelimenin anlamını değiştirir. Present kelimesi ilk hecede vurgulanınca hediye, ikinci hecede vurgulanınca sunmak demektir. Aynı durum record, object ve permit için de geçerlidir. Türkçe alışkanlığıyla vurguyu sona atarsanız hospital kelimesi anlaşılmaz hâle gelir, çünkü doğrusu ilk hecededir. Vurgusuz heceler ayrıca yutulur: banana, about ve police kelimelerinde vurgusuz ünlüler neredeyse kaybolur, oysa Türkçede her ünlü hakkını tam olarak alır. Yeni bir kelime öğrenirken vurgunun hangi hecede olduğunu da not edin; bu bilgi, tek tek sesleri düzeltmekten daha hızlı sonuç verir.
Türkçede olmayıp İngilizcede zorunlu olan tek bir şey seçmek gerekseydi, cevap artikeller olurdu. A, an ve the için Türkçede birebir karşılık yoktur, bu yüzden bunları yerleştirecek hazır bir sezgi bulunmaz. Ama Türkçe belirlilik fikrini başka bir yolla taşır ve o yol size iyi bir başlangıç verir: belirtme eki. Kitap okudum ile Kitabı okudum arasındaki fark, İngilizcede I read a book ile I read the book arasındaki farkın hemen hemen aynısıdır. Yani bu ayrımı zaten yapıyorsunuz, sadece ekle yapıyorsunuz.
Buradan sonrası birkaç sağlam kurala bağlanır. Bir şeyden ilk kez söz ediyorsanız a ya da an kullanın; ikinci kez söz ederken the kullanın. Tek olan şeyler her zaman the alır: the sun, the internet, the same day. Genel olarak bir şeyden bahsediyorsanız ismi çoğul yapın ve artikel koymayın: I like books doğrudur, I like the books ise belirli kitapları işaret eder. Bir de Türk öğrencilerin en sık yaptığı hata vardır: Türkçede öğretmenim dediğiniz için İngilizcede I am teacher demek çok kolaydır. Doğrusu I am a teacher, çünkü meslek adları İngilizcede sayılabilir isimdir ve tek başına bırakılmaz.
İkinci büyük fark kelime sırasıdır. Türkçe cümle fiille biter, İngilizce cümlede fiil öznenin hemen ardından gelir. Ben dün akşam arkadaşımla o filmi izledim cümlesi İngilizcede I watched that film with my friend last night olur: fiil öne çıkar, zaman ifadesi sona düşer. Niteleyen yapılarda ise mantık tam tersine döner. Türkçede niteleme isimden önce gelir, İngilizcede sonra: dün gördüğüm adam için the man I saw yesterday denir. Bu iki alışkanlık, uzun cümlelerde en çok zorlayan yerdir.
Soru kurmak da yeniden öğrenilir. Türkçede soru bir parçacıkla yapılır ve cümlenin yapısı bozulmaz. İngilizcede yardımcı fiil devreye girer ve sıra değişir: Do you drink tea?, Does she work here?, Did they call you?. Fiil be olduğunda ise yardımcı fiil kullanılmaz: Are you tired? doğrudur, Do you be tired? yanlıştır.
Kalan farklar kısadır ama her cümlede karşınıza çıkar. Türkçede o tek başına he, she ve it yerine geçtiği için cinsiyet karıştırmak çok yaygındır; konuşmadan önce kimden bahsettiğinizi zihninizde bir kez işaretlemek yeterlidir. Türkçenin sona eklediği hâl ekleri İngilizcede isimden önce gelen ayrı kelimelere dönüşür: okulda için at school, arabayla için by car. Türkçedeki var ve yok için doğrudan bir fiil yoktur; onların yerine There is a problem ya da I do not have any money gibi kalıplar kullanılır. Son olarak sayıdan sonra isim İngilizcede çoğul kalır: üç kitap için three books denir.
Sözlük her Türkçe kelime için çoğunlukla tek bir İngilizce karşılık verir. Oysa her gün kullandığımız kelimelerin bir kısmı İngilizcede ikiye, üçe bölünür, bazen de iki Türkçe fiil tek bir İngilizce kelimede buluşur. Bu liste Türkçeden yola çıkıyor.
Listeyi ezberlemek yerine her kelime için iki kısa İngilizce cümle kurun, her anlam için bir tane. Ayrım birkaç denemede alışkanlığa dönüşür.
Ücretsiz PollyStop hesabıyla pratiğini takip et. Kelimelerine geri dön, biraz daha dene ve öğrenmeyi gününün bir parçası yap.
Ücretsiz hesabımı oluştur